20 Aralık 2014

Different pulses...

My life is like a wound, i scratch so i can bleed
Regurgitate my words, i write so i can feed
And Death grows like a tree, that's planted in my chest
İts roots are my feet, i walk so it wont rest
Baby am lost...
I try to push the colors through a prism back to while
To sync our different pulses in to a blinding light
And if love is not the key. If love is not the key
I hope that i can find a place where it could be
I know that in your heart there is an answer to question
That i am not as yet aware that i have asked
And if that tree had not drunk my tears
I would have bled and cried for all the years 
That i alone ahave let them pass
Baby i am yours

Asaf Avidan 

10 Aralık 2014

Shukrân...

Bazen hayat üstüne gelir ya insanın, hani böyle damarına damarına basar, neresinden tutmaya çalışsan ipin ucu kopar. Bu gün bu hissiyatı tam boğazımın ortasında hisettim koskocaman bir düğüm olup gelip çökmüştü. Ben dedim ne zaman bu denli ağlak bir insan oldum...neden böyle oldum. Ağlamak yasak bana. Şaka değil bu...evet gerçekten de değil değil mi?...

Geçtiğimiz hafta gözümün altındaki derinin sertleşerek inanılmaz kuruduğunu ve dışarıdaki soğuğa maruz kalınca da soğuktan çatlayarak kanadığını fark ettim. Ne fena bir görüntüydü bu...ben de insanlar neden yüzüme bakıyor diyordum içimden...dr gittim. Şu an adını telaffuz etmekte çok zorlanacağım bir semptom yaşadığımı söyledi. Ben dr un açıklamasıyla anladığımı yazacağım. Göz yaşlarım sebep olmuş buna...şaşırdım ki hem nasıl. Neden bu kadar ağlıyorsunuz, bir psikoloğa sevk etmemi ister misiniz dedi sağ olsun. Yok canım dedim neden ki psikolog???... Sonra içimden yine içime sordum, acaba gitsen mi? bak ağlamaktan gözünün altını yara yapmışın...

Vay be....bu denli fazla sulugöz olduğumu bilmiyordum. Ama bir dakika, etkenleri de varmış. Ağlayınca sert bir peçete veya hijyen olmayan elle gözlerin altını ovuşturarak silmek...
Bir sürü ilaç yazdı, oral sürülel vs...hiç sevmem ilaç kullanmayı, hatta sırf bu yüzden alternatif tıp'a sarıp öğrenmiştim. Aslında uğraşsam ben buna da kesin çare bulurum. Düşünmemek, kafaya takmamak günde tek doz başlanabilir mesela...

Ama bu gün o günlerden değil işte...hani o yutkunduğumda boğazımda takılan düğüm var ya...
Otobüs durağında takribi 3 dk ile kaçırdığım otobüsün 20 dk lık bekleme periyodundayken içime katıla katıla derin nefes almaya çalıştığımı fark ettim ve ardından da yasak olan geldi...sanki bir yerimde gizli bir düğme vardı ve onu açıp kapatmak benim elimde değildi. Ve evet yine açılmıştı. Fakat bu defa çok da haksız sayılmazdı. Tüm gün 14 mug kahve 1,5 paket sigara tüketip, 5 ayrı toplantı yapıp, yemek yemeye vakit bulamayıp gecenin 22;00 sinde işten çıkmış ve zaten hali hazırda histermiş biri olarak, daha fazla yasağın karşısında direnç gösteremedim. Otobüs durağındaydım yahu! Ne ağlaması şimdi!!! Sırası mı bunun...neyse ki hava karanlık, etraftaki insanların tamamı kendi dünyasında. Ağladığımı fark edecek kimsecikler de yok. Hıçkırmıyorum da. Öyle usul usul sessizce dökülüyorlar gözlerimden. Sadece gözümün altındaki yara acıyor, göz yaşı tuzlu olduğu için sanırım, hepsi o.

İşte tam bu sırada gözümün ucu bir şeye takıldı. Kafamın sol tarafında aşağılara doğru bir yerlerde kıpırdayan birşey vardı. Döndüm ve baktım. Diz kapaklarından itibaren bacakları olmayan bir dedecik...ellerine taktığı ayakkabımsı şeylerle yerde kolları yardımıyla yürüyen bir dedecik...
Bana birşeyler söylüyordu ve onu net duyamıyordum aramızdaki mesafeden. Oturduğum yerden kalktım ve yere onun önüne doğru çömeldim. Otobüse binmeme yardım eder misin diye soruyordu...ah dedem ah benim canım etmez miyim hiç?!...tam ayağa kalkıcam kollarından mı tutarım nasıl yaparım onu kurguluyorum kafamda. Tek eliyle koluma yapıştı aşağıya doğru çekti beni "eğer dedi ağlayacaksan, mutluluktan olsun gözyaşların, bilir misin ne kıymetli her bir damlası..." Ağzımı tam açacakken devam etti "şükret benim güzel kızım, bana bak ve şükret" donakalmıştım ve beni üzen ne varsa kopup gitmişti zihnimden. Yaratan gücün beni artık sevmediğini, unuttuğunu düşündüğüm tam da bu günde, karşıma dedeyi çıkarması...unutulmadığımı bilmek, bunu hissetmek...

Ve fark ettim ki, bizler her daim iyi şeyler olduğunda teşekkür ediyoruz yaradana...oysa, bu gün hatırladım ki, kötü şeyler yaşamadığımız için de sükretmeliyiz...

Ve bir de ufak bir hediyesi oldu yaratanın...bunu burada telaffuz edemeyeceğim fakat şu an ağlamıyorum, içimde garip bir huzur var.
Şükürler olsun.

08.12.14/şşl/252/ontheway

4 Aralık 2014

Papatya

Kocaman bir papatya açacak tamm başımın ortasında kafamın tamm da tepesinde. 
...Öyle körpe ve yeşil bir sapı olacak ve parlak yaprakları beyaz. Sarı tohumların kokusunu  duyan bal arıları daha yakınına temas etmek heyecanıyla etrafında dinamik uçuşlar yapacaklar.

Ve ben...kendimden var olan bu papatyanın, can buluşuna ev sahipliği etmenin hissiyatını deneyimleyeceğim.
Sapı boy alırken, tohumları patlayıp filiz verirken ve en son bir papatya olup açarken...armonisi olacağım, kendi şarkısını bestelerken.

-Sırf sevmek güzeldir diye mi sevmek gerekir
+Ruhun  acı sürecindeyken hisettiğin senin midir
-Gölgenden mi gelirsin yoksa gölgen mi senden
+Sırf papatyasın diye her arının bal yapması mı gerekir...

Çiçek olmayı bilenlere...

İmza:papatya
Stnbl/23:57/nşntş