20 Mayıs 2014

Game of love

3 günden beri, bütün konuştuklarımız, güldüklerimiz gözlerimin ve kulaklarımın dibinde...neler yaptığını bilememek inanılmaz üzücü. Aslında belki de en iyisi bilememek... Özlemek... Aylardır her günü birlikte geçirmek...iyisiyle kötüsüyle...çok istedim görmeyi ve karşıma çıktın...üstelik çok alakasız bir yerde. İnanamadım gözlerime, inanamadığım için bakamadım hatta. Ama o sendin. 
Böyle bitmesi gerekiyormuydu...kopmamız...
Biliyorum sana da aynısı olacak, yeni tanıdığın herkesde beni arayacaksın. Yakaladığın kelimeleri anlamadıklarında, yaptığın esprileri yakalayamadıklarında ve sadece bir bakışınla bir çok şey anlatmaya çalışırken...
Tüm bu olanlar beni gitmeye zorlasa da bu defa gitmicem.
Dedin ki, her defasında kaçıp gitmişin!
Bu kez buradayım.
Gitmiyorum.
Fakat sen yoksun...
Ben zaten var mıyım yok muyum... 
Bilmiyorum.
Beni sevdiğini biliyorum.
Bilmediğim benden neden kaçtığın...
Böyle böyle büyüyoruz...
Aynı gökyüzüne başkalarıyla bakarak...
Zaman geçiyor...
Bittik mi...
Ne yazık bize.



Yazdıklarımı okumadığını bilsem de yazmaya devam edeceğim, zaman geçtikçe kendi hislerimin aldığı şekli görebilmek için. Seni bu kadar gerçek mi sevdim yoksa kendi içimde yarattığım bir rüyamıydı.
Zamanla öğreneceğim bunu.

Daft punk- game of love.   Daha önce de dinledim evet fakat etkisini yeni hisettirdi...
İyi ol lütfen...

12 Mayıs 2014

İn my dreams i am dying all the time...

Bazen kelimelerin, hislerinizi ifade etmekte eksik kaldığını düşünür müsünüz...bu güne dek hiç düşünmemiştim. Demekki dedim iç sesimle, yeterince gelmemiş hayat üzerime. Çünkü kelimeler eksikler, ya da varlar fakat ben bulamıyorum. Kendinizi yitirmek üzere olduğunuza inandığınız bir anda, biri gelir ve elini uzatır, önce terddüt edersiniz, tutmazsınız. Israr eder. Hayatınıza dahil olur. Öyle bir konuma gelir ki, artık karşı koyamaz ve tutarsınız o eli. Aslında sıkıntı, eli tutmakta değildir, o eli tuttuğuzda, aslında hayatınızda başka hiç birşey hiç kimse yokmuş gibi, sadece o el için yaşamaya başlamanızdadır. İşinizi, hayatınızı o ele odaklamışınızdır. Ne gelecekse, o elden gelsin diye düşünür durursunuz.

Hayata dair ne varsa aslında hepsinin ne denli hiçlik dolu olduğunu gördüm.

Zihnimizde yarattığımız her sanrı, kendi gerçeğimiz olarak çıkar karşımıza ve biz her defasında sanki bütün bu olacakları bilmiyormuşcasına şaşırırız, içerleriz ve üzülürüz.

Hiç bir güzzeliğin olmasın ki bir bitişi. Güzel olanın, nihayetinde de güzel kalabilmesi aslında olması gereken. Fakat bizler, öylesine hunharca, öylesine düşüncesizce ve öylesine bencilce yaşayıp tüketiyoruz ki, güzel olanlardan geriye sadece "bitiş" kalıyor.

Üzülmeye dahi mecali kalmıyor insanın. Bu sadece bir aşk acısı değilki, yaşandı bitti diyerek, basit kelimelerle anlatabileyim. Bu, o eli tuttuğumda ayaklarımın yerden kesilmesine izin vermiş olmamın da bedeli aynı zamanda. Kendime kızgınım biraz, çünkü haksızlık ettim uzunca. Herşeyden evvel kendim vermedim hak ettiğim değeri kendime.

Fark ettim ki, insan en çok haksızlığı kendine edebiliyor. İçimde gizli kalmış olan sevgiyi hak eden onlarca el varken, yanlış olanı seçmek...

İnsan kendi seçimleriyle yaşar. 

Unutulmak nedir? Zamanla adımızın hatırlanmaması? Telefon rehberinden silinmek? Yoksa karşılaştığında, ifadesiz bir yüzdeki gözlere bakakalmak mı?
Hiçbiridir aslında.
Unutulmak yoktur.
Az hatırlanmak vardır.
Şimdi farz ediyorum ki, elin sahibi bedenini terk edip gitti bu dünyadan.
Şimdi farz ediyorum ki, elin sahibi zaten hiç olmamıştı hayatımın odağında.
Şimdi farz ediyorum ki, elin sahibini sevmek en çok bana yakışırdı.
Şimdi farz ediyorum ki, ben zaten yokum.

Çünk ben zaten her gördüğüm rüyada tekrar tekrar ölüyorum.


12.may.2014
Stnbl