17 Ekim 2014

Yol her zaman yanlıştı, hayata geri dönüş yok. O yüzden arabaya bin vesür.

Sessizliğin de muhteşemliği vardır ve sen bilirsin bunu.
İnsanları birbirlerine hatırlatan enstantaneler vardır. İşte tam da o enstantaneleri kendimiz yaratırız aslında. İstemediğimizden bütünüyle unutmayı ve çıkarmayı hayatımızdan.

Bazen bir yumuşatıcının kokusunu duyduğunda dolar gözleri insanın, toparlar kendini ve gülümser.
bütün hayatımı ben var ediyorsam, yanlışları neden ekliyorum dercesine...
"Umut" tur gülümsemesine neden olan. Susar.

Yol hep yanlıştı, hayata geri dönüş yok. Bu yüzden arabaya bin ve sür. Demiş bir düşünür ;)

Sevmek kolay olan.
Sevmek istedikten sonra insan...
Sevecek çok şey var.
Paylaşmak aslolan.

"Aşk" arabçada "âşekâ"dan gelir."
"Âşeka"her hangi bir ağacı saran,
Besinini bu sardığı ağaçtan alan ve
Zamanla da o ağacı kurutup öldüren sarmaşığa verilen isimdir.


Gördüğümde hatırlayacağım ne kadar şey varsa hepsini aldım.
Hafızamdan silinmesini asla istemiyorum.
Hiçbir karesinin gözlerimle çektiğim zihnime kaydolmuş o fotoğrafların.

Herkes aynı şarkının melodisi olamazmış.
Aynı şarkıyı beraber mırıldamak da değilmiş sihirli olan
Ya da aynı hayalleri sıralı cümlelerle kurmak.
Çünkü eğer bunlardan biri olsaydı, sadece biri olsaydı,
Bu kusursuz hissiyatı tek bir ruha bahşetmezdi.
Ve tabi sen,
ne kıymetli bir hediye olduğunu fark etmekten korkmasaydın...

Biz âşekâ yı neria ya çoktan sarmıştık.
Sen "o"ndan dönmedin,
Ben ise sana çoktan varmıştım.

Şimdi farz ediyorum ki sana aşık olmak en çok bana yakıştı.
Ama sen de farz et ki ben aslında "yok"um.


Yanında insanlar varken de yalnız kalır insan.
Yalnız ve sahteyiz işte hepsi bu ama sakın unutma,
özgür olmak yalnızlıktır.

21/may/14/04:08/stnbl

ah bu şarkılar yok mu...

Düşünecek çok zamanım oluyor...aslında düşünmek için kendim zaman ayırıyorum dersem daha doğru söylemiş olurum. Biliyorum geçmişle yaşanmaz fakat geçmişini bilmeyen de geleceği yaşayamaz.

Geçmişi düşünürken güzel zamanlarıyla hatırlıyorum. Bu bana hala bir gülümseme veriyor. Hala mutlu oluyorum.
Hatta canım acımıyor artık eskisi gibi. Bir tek şey dışında canım acımıyor artık...şarkılar...
hani bazı şarkılar vardır, birlikte dinlemekten zevk aldığın şarkılar onunla...bambaşka manalar kazanmış olan şarkılar...kötü biri olarak hatırlanmak ne acı...oysa ki ben böyle olsun istememiştim hiç.

Hiç demişken, ''hiç''liği anlatan bir şarkı keşfetmiştim. Nu diye bir abinin Mevlana'nın bir şiirinden esinlenip yaptığı o Fars'ça şarkı...''sen ve ben'' (man o to) derken aslında ''hiç''likten ne denli de güzel bahsetmişti.

İlk dinlediğimde sözlerini bulmak istedim, zar zor Fars'çasına ulaştım ve oradan da İngilizce'sine, hemen çevirdim elimden geldiğince. Eminim Fars'çadaki o duygu yoğunluğunu verememişimdir, İngilizce'den çevirdiğim için.

Fakat daha önce sözlerini ''hiç'' anlamadan dinlediğim bu şarkının aslında ''biz'' e nasıl dokunduğuna tanık oluınca gözlerim doldu.
Benim için çok özel, çok kıymetli birine dinletmeliydim. Belki o da benim gibi hissedecekti. Belki o da ''biz'' için dinleyecekti. 

Dinlettim...
sözlerini okudu hemen, çevirimden. Sonrasında sosyal ağlardan birinde paylaştığını gördüm...kendi yorumlarıyla ve yine o çok sevdiği kadına göndermeler yaparak.

Daha önceleri de bunun gibi şeylere tanık olmuştum fakat içim bu denli burulmamıştı. Bu özeldi yahu...bu ''biz'' im içindi. Neden anlamıyordu ki bu adam bunu bir türlü...
Ben mi beceremiyordum acaba ifade etmeyi kendimi...ah... ne çok gel gitler yaşıyordum içimde. Bir bilebilseydi...belki de herşey çok daha anlaşılır ve güzel olurdu.
Eskiler hep şöyle derlerdi, çocukluğumdan anımsıyorum ''çabuk başlayan herşey çabuk biter''...sahi öyleydi. Ne acı ki öyleydi evet.

Çok uzun değil ama kısa değil, bir zaman önce ne yakınken şimdi yabancı dahi olamamak.
Bunu kabul ettiğim gün acının tüm iliklerime kadar dokunduğunu hissettim.

Ah be...şu şarkılar...
unutmak gerekli değil ki. Güzel anılarla hatırlamak ve insanın yüzüne bir gülümseme yerleşmesi kötü bir şey değil ki...
Ve aslında fark ettim ki, biz virgüllerle değil hep üç noktalarla yaşamışız zamanımızı.
Kötü şarkılar dinlemedik ki...kötü insanlar değiliz ki...
Beni unutma olur mu?
en azından birlikte dinlediğimiz birkaç şarkıda da beni anımsa ve yüzüne bir gülümseme otursun.
Sevgiyi ifade etmekte zorlandığım doğrudur fakat öğrendim ki gerçekten sevdiği zaman insan, hiç olmadığı birine dönüşüp, hiç davranmadığı şekillerde davranabiliyor.


Zaman...dilerim ki seni bana unutturmasın ve dilerim ki bir gün yeniden bir yerlerde karşılaşalım. Sana beni tanıman için bir fırsat daha sunsun. Bu defa daha bonkör olsun. Üç noktalarla dolu cümleler yerine hiç sonu gelmeyecek virgüllerle dolu cümleler kuralım bu defa.

ve bu olana dek, lütfen beni kötü anımsama.
olur mu...




5 Ekim 2014

Naci el alamo


Hiç mi anımsamazsın, 45 dk da ışınlanıp, yağmurda terasta yediğimiz balığı yudumladığımız rakıyı peki ya kahkahalarımızı...peki ya hiç mi aklına gelmem, birlikte yapmaktan çok zevk aldığımız şeyleri tek başına veya herhangi bir başkasıyla yaptığında. Müzikle de mi değemem ruhuna...ne söylerdik ne dinlerdik ne güzeldik...ne güzeldik.

Beni dansa kaldırmıştın :) dans etmek romantik birşeydi, yani ne bileyim, ben eğer dans etseydim seninle belki duygularımı anlayacaktın, sana doğru aktığımı hissedecektin...ya sonra? Sonra ben ne olacaktım...bana ne olacaktı. Dedim ki bu şarkıda böyle dans edilmezki...ayrı ayrı slow motion dans edilir...uzaklaştım senden ve oturdum...korkum daha ağır gelmişti ve tabiki de kazanandı.

Çok uzun zamandır yazmak istiyorum ama kelimeleri biraraya getiremiyorum.

Bu gece sanırım bulunduğum ortam ve yağmur yardımcı oldu bana.

9. Kattayım karşımda adalar var ve artık görünmüyorlar. Şimşekler çakıyor...sesleri sonra gelenlerden.

Ne çok istedim aslında şu karın yağmasını, anlatacaktım sana bendeki "sen" i.

Karar vermiştim iş karın yağmasına kalmıştı. Yağmadı...yağamadı...olmadı.

Sanki istenmiyordu sana anlatmamı içimde olanları. Sustum bende. Geçirdiğim her dakikanın keyfini sömürerek, her salisesini zihnime kazıyarak. Dudaklarının kenarlarına düşen her gülümsemeyi, çektiğin her derin nefesi, gözlerime her derin bakışını ve hepsinden çok kokunu...

Rakılı masalar en çok bize yakışırdı bence. Evet kesinlikle bize yakışırdı. Neden mi? Biz severdik rakıyı, hakkıyla severdik. İçmezdik biz, yudumlardık, yuvarlardık. Avaz avaz da söylerdik, fısıl fısıl da...ama söylerdik, söverdik, ağlardık...severdik...

O zamanlar anlamazdım ki, her yudumla seni içermişim. Nerden bilecekmişim ki işlermişin yavaş yavaş ruhuma.

Aklımdan elime geldiği gibi yazıyorum. Seni öyle biriktirmişim ki şimdi kelimeleri toparlayıp yazabilmek güç geliyor.

Sanki blog tarihihindeki en uzun yazıyı yazacakmışım gibi hissediyorum.

Olmaz diyorum bazen, olmaz ki beni sevmemiş olamazsın ki...bir insan başkasına beslediği sevgi için yapamadıklarını onu seven başka bir ruh için kullanmazki. İnsan olan böyle yapmazki...

Sonra diyorum ki, o sevgi başka...sana duyduğu başka...

Yaptıklarımı severdin...gülmemi severdin, benimle birlikte gülerdin. Yemek yiyişimi severdin, daha önce kimsenin dikkat etmediklerini görürdün ve beni onlarla severdin. Anlattıklarımı severin, anlattıklarını severdim. Anlattıklarını bilsem dahi, sen anlattığın için sesin ruhumu beslediği için zevkle, sevgiyle dinlerdim seni.

Tam karşımda bir teras var şu an, yağmurun arkasından görebildiğim kadarıyla, bir kadın ve bir erkek var. Ayakta duruyorlar, ellerinde şarap var sanıyorum. Kadın kahkaha atıyor ve erkekde öyle. Kimbilir sevgililer mi? Arkadaşlar mı? Dost kanka fcuk body... Kim onlar acaba...kendimin ne olduğunu anlayamamışken karşıdaki evin terasındaki bir kadını ve adamı sorgulamak...ne kadar yalnızlık kokan bir vaziyet.

Artık terasları sevmiyorum, seninle paylaşmadığım için düz, kurak bir tarladan başka bir hissiyat vermiyor.

Dinlediğin, dinlettiğin şarkılardan kendime pay çıkarmalara devam ediyorum. Bu beni biraz da olsa yaşama bağlıyor. Hani acabalar vardır ya, belkiler, onlardan gibi işte.

Yazdığın yazılardan da...ve aslında hep aynı yere varıyorum. Kabulleniş...bana değil dinlediğin hiç bir şarkı, bana değil yazdığın bir kelime. Bana dair içinde kalan ufacık bir his var ise biliyorum o da pişmanlık ve öfke. Zaman kaybı olarak görüyorsun. Sana olan hislerim, kendimi ifade etmeme engel oldu. Çünkü ilk defa kontrol etmesi çok güç bir hissiyat oluştu içimde. Evet yaşadım bunu ve bile bile sonumu hazırladım kendi ellerimle. Mine kimseyi sevemezdi. Hayatında kimseyi takmadıki takmazdı çünkü. Çok kolay sıkılırdı çok çabuk vaz geçebilirdi, bir anda silebilirdi insanları, önemsemezdiki. İnsan ruhunu okurdu yıllarca ama, içlerini gördüğünden, içlerini bildiğinden, güvenmezdi, sevemezdi kimseyi.

İçimi gördüğünü hissettiğim o gece...yine gelmişti o güçlü hissiyat korku...

Sen nasıl benim kelimelerimi alıp bana cümleler kurabiliyordun...kendini anlatırken aslında nasıl da beni okuyordun.

Bana o eşsiz derinlikten gözlerinin içiyle gülen güzel adam...

"Eğer bir gün, seni kıracak birşey yaparsam, lütfen unutma ki bilerek isteyerek olmamıştır. Bilinçlice seni üzecek birşey asla yapmam" bunu sana yazmıştım, istemiştim ki yazılı kalsın. Anlamıştın neden böyle dediğimi. Bilmezdin neden 21 gün dediğimi...o odada uyuyamama sebep neydi...neler görmüştüm o bir kaç saatte...nelerdi onlar ki, ruhum dayanamamıştı.

O ilk kabullenişimdi. Ben de bilmezmişim.

Sen de sevdin beni değil mi...yoksa tüm bunları tek başıma hissetmiş olamam değil mi...bu can'ı bahşeden, bu muhteşem hissiyatı sadece benim duymam için vermiş olamaz değil mi...

Zaman...ilerledikçe ruhumun kurumaya başladığını hissediyordum. Anlatmak istiyordum herşeyi çünkü geç kalmaktan korkuyordum çok...

Anlatırsam seni kaybedecektim, anlatmazsam zamanı gelene kadar yaşayabilecektim seni...

Düşünürdüm ki, etrafımızdaki insanlarda bizi yakıştırırdı birbirimize. Bizi birlikte severlerdi. Biz olduğumzda akan sular duruyordu önümüzde. Biz güzel oluyorduk birlikteyken. Çok hemde...

Bir gece evlenme teklifi ettin :) şakacıktandı. Serhat'ı tutuyordun. Ne garip bir şekilde sevinmişti. Ben sana evlenin demiyormuyum oğlum! Demişti ve ilk defa o gece aynı yatakta yattık seninle ve o gece diğer gecelerde de sarılıp uyuma rituelini başlatmış oldu.

Put gibiydim, kalbim ağzımdan çıkacaktı, içimden hem allahım ne olur sarılsın bana diye dua ediyordum hem de allahım ne olur sarılmasın, kalbimin ne hızlı attığını anlamasın...

Sarıldın...hem de ne güzel bir sarılmaydı bu...gözlerimden damlalar süzülmüştü. Kalbimi unuttum. Ruhuma değiyordun çünkü. Artık sadece fiziksel bir temas bir eylem değildi.

Ruhuma sarılmıştın.Ve ben sana ait oluyor olmanın mutluluğunu hissederek uyudum...

Biten evliliğimin ardından ilk defa biriyle aynı yatakta uyuyabilmiştim. Ve uyandığımda görmekten mutlu olduğum o iki göz :) ah ya...bir insan nasıl bu denli güzel bakabilir sabah uyandığında bile...bakışını sevdiğim, bakınca görmeyi bilen güzel adam...

Minik kıskançlıklar yapardın, belki kıskanmazdın bilemediğim başka birşeyden dolayı yapardın...bilemedim ve hiç bir zaman da bilemeyeceğim. Ama ben sevinirdim, sahiplenilmek iyi geliyordu her geçen gün.

Dekolteni kapat biraz

Pantalonunu yukarı çek

Önlüğümü tutup çekiştirmiştin :)

"Senin görevin mutfakta bu gün ne yemek yapsam" diye düşünmek, benim görevimde parasal mevzularla ilgilenmek. Demiştin.

Kendi kendime diyordum ki, çünkü artık eş gibiyiz, birbirimizi bulduk ve tamamladık. Sonra müşterilerin bazıları ve bazı arkadaşlarım dediler...kendini patron olarak seni de aşçı, normal bir personel olarak görüyor...

Aklım gidip gelmelere başladı. Sana karşı duygusal bir his olmasa içimde, yani önceden olduğu gibi en iyi anlaştığım insan olarak kalmış olsan olsun varsın patron o zaten derdim. Dedim de.

Ama ağzım bunları söylerken duygularım kırılmaya başladı, neden dedim sadece bir aşçı personel gibi görüyor...peki böyle görüyorsa neden geceleri bana sarılıp uyuyor...öpmüyor...sevmiyor çünkü. Sarılıyor çünkü birine sarılmaya ihtiyacı var hepsi bu.

Her gün kırılmaya başladım sana...her içtiğim yudumunda rakının, sana kırılmaya başladım.

Kaybetme süresini uzatabilmek için sustum...söyleyemedim hiçbir şeyi.

Ve herşeyi anlatmaya karar verdiğimde yine eksik kaldım...anlatamadım.

Ve öyle yanlış bir zamanda anlatmıştım ki...artık senin için hiçbirşey ifade etmiyordu.

Zaten ikilemdeydin...acabaların vardı, sen de emin değildin.

Benim tavrım tuz biber oldu.

Aman dedin ben nasıl bir şeyden dönmüşüm...

Doğru, bir kadın kendini en güçsüz hissettiği anda hata yapar.

Bir sözün daha vardı, yine kelimelerinle benim hislerime elçi oluyordun. Bilmiyordun ki, kullandığın bütün kelimelerin beni sana anlatıyordu. Diyordun ki, seninle yatıp seninle kalkmaktan çok sıkıldım yeter artık defol git başımdan...bunu beni düşünerek değil o' nu düşünerek yazdığını biliyordum, fakat ben de, her gece seni düşünerek uykuya dalıp, her sabah uyandığımda ilk senin gözlerini gördüğümü hayal ediyordum...ve her geçen gün seni daha iyi anlıyordum.

Kendi kendime hep şunu söyledim, ben seni kaybetmek için her ne yaptıysam, sen de o'nu kaybetmek için aynı enerji derecesini kullanmış olmalıydın. Çünkü sana duyduğum aşk her geçen gün azalmasını beklerken daha da büyüyor ve yerini vaz geçmesi mümkün olmayacakmış gibi hissettiren sevgiye bırakıyordu. Bu muazzam duyguyu hissettirdiğin için...teşekkürler.