25 Kasım 2014

Hayatın Anlamı

"Eski zamanlarin birinde bir adam hayatin anlaminin ne olduguna takmis kafayi.. Buldugu hiçbir cevap ona yeterli gelmemis ve baskalarina sormaya karar vermis. Ama aldigi cevaplarda ona yetmemis.Fakat mutlaka bir cevabi olmali diyormus.. Ve dolasip herkese bunu sormaya karar vermis.. 

Köy,kasaba,ülke dolasmis bu arada zamanda durmuyor tabiki ... Tam umudunu yitirmisken bir köyde konustugu insanlar ona -Su karsi ki daglari görüyormusun,orada yasli bir bilge yasar! istersen ona git belki o sana aradigin cevabi verebilir. " demisler. Çok zorlu bir yolculuk sonunda Bilgenin yasadigi eve ulasmis adam. 

Kapidan içeri girmis ve bilgeye Hayatin anlaminin ne oldugunu somus.. Bilge sana bunun cevabini söylerim ama önce bir sinavdan geçmen gerekiyor demis ... Adam kabul etmis. Bilge bir çay kasigi vermis adamin eline ve içinede silme bir sekilde zeytinyag doldurmus. Simdi çik ve bahçede bir tur at tekrar buraya gel ... Yalniz dikkat et kasiktaki zeytinyag eksilmesin eger bir damla eksilirse kaybedersin. 

Adam gözü çay kasiginda bahçeyi turlayip gelmis.Bilge bakmis evet demis kasikta yag eksilmemis,peki bahçe nasildi? Adam saskin.. Ama demis ben kasiktan baska bir yere bakmadim ki... 

Simdi tekrar bahçeyi dolasiyorsun kasik yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip gel, demis Bilge... Adam tekrar bahçeye çikmis gördügü güzellikler büyülemis muhtesem bir bahçedeymis çünkü ... Geri geldiginde bilge, adama bahçe nasildi diye sormus ... Adam gördügü güzellikler karsisinda büyülendigini anlatmis.. 

Bilge gülümsemis ,ama kasikta hiç yag kalmamis demis ve eklemis :"Hayat senin bakisinla anlam kazanir ya sadece bir noktayi görürsün hayatin akip gider sen farkina varmazsin..Yada görebilecegin tüm güzelliklerin tam ortasinda hayati yasarsin akip giden zamanin anlam kazanir ... " 


"Hayatinin anlami senin bakislarinda gizlidir"

Stnbl/anonim



23 Kasım 2014

Deri-Ben (metafor & metonimi)

Her araştırma kişisel bir bağlamda yer alır ve toplumsal bir bağlama yerleşir; şimdi bunu açıklığa kavuşturmak uygun olur. İdeologlar XVIII. Y.Y sonunda Fransa'ya ve Avrupa'ya sınırsız ilerleme düşüncesi getirdiler:Aklın, bilimin, uygarlığın sınırsız ilerlemesi.

Bu düşünce uzun zaman boyunca gücünü korudu. Sonunda yelkenleri suya indirmek gerekti. Batı ülkelerinin ve belki de tüm insanlığın sona ermekte olan bu XX. yüzyıldaki durumunu özetlemem gerekirse, nüfus artışına, silahlanma yarışına, nükleer patlamalara, tarihin ivmesine, ekonomik büyümeye, doymak bilmez bir tüketime, zengin ülkelerle üçüncü dünya arasındaki mesafenin artışına, ekonomik işletmelerin yanı sıra bilimsel projelerin devasallığına, özel alanın kitle iletişim araçları tarafından işgal edilmesine, aşırı çalışma ve doping pahasına aralıksız rekorkırma zorunluluğuna, trafik sıkışıklığı, sinir gerginliği,kalp ve damar hastalıkları, yaşamdan zevk almama pahasına hep daha hızlı, daha uzağa,daha pahalıya gitme hırsına sınır koyma gereğini vurgulamak isterim.

İnsanların yanı sıra doğaya'da uygulanan şiddete, havanın, toprağın, suların kirlenmesine, enerji savurganlığına, mekanik, mimari, biyolojik canavarlar söz konusu olsa bile, teknik olarak üretilmesi mümkün olan her şeyi üretme gereksinime, ahlak yasalarının, toplumsal kuralların ihlaline, bireysel arzuların mutlak bir biçimde öne çıkarılmasına, teknik ilerlemelerin, bedenin bütünlüğü, düşünce özgürlüğü, insanların doğal yeniden üretimi, türün hayatta kalması karşısında oluşturduğu tehdide sınırlar getirmek.

Freud'un ve ilk iki kuşaktan takipçilerinin zamanında, psikanalistler kişilik nevrozlarıyla, histerik, takıntılı, fobik ya da karma nevrozlarla uğraşıyorlardı.
Bu gün, psikanaliz hastalarının yarısından çoğunu sınır durumlar ve/veya da narsistlik kişilikler(eğer *Kohut'la birlikte bu iki kategori arasındaki ayrımı benimsiyorsak) oluşturmaktadır.

Deri-Ben her şeyden önce bir metafordur ve yaratıcı gücünü bundan alır; aynı zamanda metonimidir ve kavramsal teminatını ve keskinliğini bunda bulur; eksiltili olarak şekillendirilişi onu tekbencillikten çıkarır ve ötekiyle ilişkiye girer.

*kendiliğin çözümlenmesi" ve kendiliğin yeniden yapılanması.

"İç" e dönüşsellik zamanına varma inanışı.M.Y.

Didier Anzieu
Deri-Ben

17 Kasım 2014

Yaşlandıkça gençleşebilmek...

Sabah traş olurken aynada gene yaşlı bir yüz gördüm. İç sesim bir kez daha "aynalar olmasa hiç yaşlanmayacaktın" dedi bana...diye girizgah yapmış Hıncal Uluç geçtiğimiz pazar günü yayınlanan köşe yazısında ve bir okurundan gelen W.E Gladstone & S. Ullman' ın satırlarını paylaşmış. Çok hoşuma gitti ve kaybetmemek istediğimden burada paylaşmak istedim. 
Gençlik bir hayat devresi değil, bir akıl halidir. 
Yıllar cildi buruşturabilir, ancak heyecanların bitişiyle ruh buruşur.
İnsan kendine olan güveni kadar genç,
Kuşkusu kadar yaşlı,
Cesareti kadar genç,
Korkuları kadar yaşlı,
Umudu kadar genç,
Bezginliği kadar yaşlıdır.
Hiç kimse fazla yaşamış olmakla yaşlanmaz.
İnsanları yaşlandıran ideallerinin, umutlarının bitmesidir.
Kalbi sevdikçe, neşe duydukça, güzellikleri fark ettikçe, beyni yeni şeyler keşfettikçe, herkes gençtir.
İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar.
Halbuki yaşamadıkça yaşlanırlar.
İnsan, yaşlı olmaya karar verdiği gün yaşlanır.

Ne kadar doğru tespitler bunlar. Okuduğu zaman insan kesinlikle hak veriyor fakat ne denli hayata uyarlıyoruz bu tartışılır...
Dileğim herkesin hayatında heyecanı, mutluluğu ve huzuru paylaşabileceği insanların olması ve birbirlerini kaybetmemeleri.
Hayatı layıkıyla yaşayabilmek adına...
Sevgiyle.
17.11.2014.stnbl