İnsan hayatın değişken yüzüne katlanabilmek için sevmeyi ve sevilmeyi istiyor umut ediyor.
Her bitiş yeni bir başlangıç getiriyor, bu hayat oyununun ilk ve değişmez kuralı.
Bir sevdiğin, sırdaşın, bir dostun, bir arkadaşın yok ise mutlu anlarını etrafındaki herhangi bir insan ile paylaşabiliyor iken, mutsuzluğunu içine gizlemekten başka çaren kalmıyor.
Yoğun iş hayatı içinde ayakta kalmaya çabalayan bir kadın olarak, gözden kaçırdığım önemli ayrıntılar olmuştu ve hatta ayrıntı diye adlandırdığım şeylerin neredeyse tamamı hayatımı şekillendiren ve mutluluğa açabileceğim bir kapıymış aslında diyebiliyorum şimdilerde.
Kim var kusursuz olan? benim tanıdığım kimse yok ki kusursuz olsun. Zamanla alıştım insanları oldukları gibi kabullenmeye lakin bu da yeterli gelmedi. En zoru da nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde, kendimi aslında hiç olmadığım bir insan olarak yansıtmamdı.
Hani masalların girizgahlarında nenelerimiz dedelerimiz, ''bir varmış bir yokmuş'' derlerdi, bana hayatın ne olduğunu soranlar olduğunda vereceğim cevaptır bu cümle.
Hayat: bir varmış, bir yokmuş...
İnsan sevdiğini istiyor yanında, sarılınca unutmak tüm pisliğini kötü zamanların, bir öpücüğü ile yenilenmek ve çok derin bir nefes almış kadar dinç olmak. Sabah gözlerini ilk açtığında sevdiğinin gözlerini görmek istiyor insan, uykudan terlemiş göğsüne koyup kafasını, tüm kainatı dinlemek istiyor kalp atışlarından. Üzerinde kokusu tüten kahveyi gözlerinin derinliğinde kaybolarak yudumlamak istiyor. Başını alıp omzuna, bir film açıp sonra, öylece zamanı dondurmak istiyor insan. Gizliden gizliden her ağlamasında, sırtından sarılan bir sine, yüreğinden saran iki kol, boynunu koklayan öpen bir dudak olsun istiyor insan.
İnsan sevdiğini istiyor yanında, mutlu olmak ve mutsuzluğu bozmak adına...ve gelmiyor.
dip not: Farzet ki, yazdıklarımı anlayabildin.. Ya anlayamadıkların? Ya yazıp da sildiklerim? Ya yazamadıklarım?
Rumi
