29 Nisan 2015

Hayal hayatlar...(o gün bu gün)

Bu günün geleceğini biliyordum. 
Hislerimde yanıldığım çok az oldu. 
Kendimi bu güne hazırladım mı diye düşünüyorum...aslında kabul etmeyen bir hissiyatla birlikte evet. Çünkü ben kendimi her daim, hisettiğim bu duyguların karşılığı olduğuna inandırdım. 
...değilmiş, sandığım kadar muhteşem, sandığım kadar kusursuz değilmiş. 
Yaşananlar ne idi...bir daha ne düşüneceğim, ne ki soracağım. 
Bu gün, tam da şu an söz veriyorum kendime. 

İnsan bazen önce kendiyle hesaplaşmak zorunda kalıyor. 
Hesaplaşabildim mi? Elbette, hem de sağlamasıyla. 
Koskoca bir yıl verdim bu hesaplaşma için hatta. 
Kayıplarım yok mu? Olmaz mı? 
Fakat artık kayıpların bıraktığı izlerle, yaralarla, acılarla yaşamayacağım. 

İnsan nicedir bu denli sevdiği adamı pat diye vaz geçebilir mi sevmekten...
işte şimdi, tam da bu gün, işin bu kısmını evrene bırakıyorum. 
Kalbimi iyileştirecek olan evrene. 
Kimbilir belki bu kalp yeniden ve hatta daha çok sevebilir, sevilir.

Midemde bir kramp var şu an, ve ve boğazım kupkuru. 
Olunabilinecek en yalnız yerdeyim. 
İstanbul'un göbeğinde bir otel odasında. 
Gece vakit epey geç, ve hayat olağan hızıyla devam ediyor...
Doğduğum memleketim...
Aklıma gelmezdi, sana içimi deşen bir sevdayı gömüp saklayacağım.
Buz dolabından viski aldım, bir yudum gibi geldi minik şişe ve bir yudumla bitti gitti. 
Kanın damarlarımdaki akışını hissediyorum dersem, delirdiğimi düşünür müsünüz?

Ellerim uyuşuk...keşke kalbimde uyuşsa ve yarın sabah uyandığımda yep yeni olsa. 
Bunca zaman söylemek isteyip söyleyemediğim onca şey varken, bir aplikasyon ile gönderilen, duygusuz kuru bir mesajla ifade etmeye çabaladım kendimi. 
"Beni en iyi sen anlardın" diye dahi yazamadan gönderdim. 
Sahi bu gerçekmiydi? Yoksa ben buna da kendi kendime mi inandım...
En azından o, helal etmediğimi söylediğim hakkımı helal ettim. 
Huzurum az da olsa geri geldi.

Ben inanıyorum, bu dünya gördüklerimizden ibaret elbet fakat henüz görmediklerimiz de var alemin içinde ve zamanı geldiğinde ruhlarımız elbet karşılaşacak yine. 

Şimdi söyleyecek çok kelime var artık manalarından yoksun olan...
Güzel yaşasın hayatını, tıpkı hak ettiği ve ön gördüğü gibi

.

Ps: gözlerim ıslak değiller lakin bu üzülmediğimden değil, kendimle hesaplaştığım o bir yıl süresince ağlamadan geçirdiğim sayılı zaman olduğu ve göz pınarlarım kuruduğu için. İnsan ne garip bir oluşum, en çok ağlayacağımı düşündüğüm şu anda...iyiyim. Yani zannederim iyiyim.

Seviyorsa insan, rakı içmek sanattır evet. Hayal hayatlar...






11 Nisan 2015

to love...

Sevme eylemini zorlaştırmayın.
Diktelerle bezemeyin sevginin etrafını.
Özgür bırakın.
Bırakın ki, bazen bir bakışla gelip işlesin iliklerinize.
Bırakın ki bazen bir dokunuştan fırlasın havai fişekler gibi.
Ürkütmeyin.
Korkutmayın.
İncitmeyin.
Kendi sevdiğiniz şekile sokmaya çalışmayın.
Sevmelerin şekli yoktur.
İhtiyacı olanı bulur ve onun olur.
Onun şekline bürünür.
Sevdiğiniz zaman sevgi ''siz'' olursunuz.
Bazen gözyaşı olur göze.
Göz mü daha çok sever yoksa gözyaşı mı düşünürüm.
Göz damladan olmamak için kırpmaz kirpiklerini, damla düşmemek için olabildiğince yuvarlar şeklini...
Hep bir bütünmüş, hiç kopmayacak gibi yaşayın sevmeleri.
Sevme eylemini zorlaştırmayın.
Alışmış olduğunuz süslü kelimelerde, özlü sözlerde değil kendisi.
Seviyorsanız, sevdiğiniz insanın gözlerine bakın.
Çünkü ancak o zaman, nasıl sevdiğinizi ve sevildiğinizi görüp hissedebilirsiniz.
11/4/15/ntly

Düş-ün-ün


Çünkü...
11/4/15/ntly/01:42

3 Nisan 2015

Zamanı gelince...



Sildim...
seni mi?
tabiki hayır
az önce sana dair hissettiklerimle yazdıklarımı
Acımadan ve çok düşünmeden
Zihnim?
tabiki hala zihnimdeler
Birazdan uyuyacağım beden yorgun ruh zaten artık dinlenmiyor
uyuduğum zaman zihnimden uçup gideceksin
Komik değil mi...
Sol yanımdan nasıl sileceğim?
hiç bir fikrim yok
evet bir çok şey hakkında fikrim var ama bunu bilmiyorum
Hayat şakalarla dolu
ve şansım bu ya, zihnim senden arınmış iken, senle dolu şakalar yapıyor bana
Tam alıştım diyorum...
sol yanım sızlıyor....
Kuşları duyuyorum, uçtuklarını izliyorum, gökyüzüne bakıyorum...
ağlıyorum...
herhangi bir konsol oyununda var olmuş bir canavarım sanki
oyun her başladığında can bulup elektriği kesilince yokluk olan
ne çok kelime biriktirmişim sana söylemek için
bunu, artık hiçbir zaman söyleyemeyeceğimi fark ettiğimde anladım

Sildim...
seni mi?
tabiki hayır
sen de var olan ben'i sildim
çok yüksek bir tepeden düşmek gibiydi seni sevmek
düşüşün huşusu öyle güzeldi ki
düştüğümde ne kadar canım acıdı daha yeni hissediyorum
Yaralarım elbette var
içimde tutuşmuş ormanlar var
kokusu genzimde tüm yanık yaprakların
gözlerim tavana dikilmiş
kulaklarımda bir melodi
ağlıyorum...
sustuklarım için ağlıyorum
duyup, anladığım halde sustuklarım için...

Sildim...
seni mi?
tabiki hayır
beni anlayan, hisseden tek insan olduğun halde bunu inkar edişini sildim
var oluşuma anlam veren bütün hayallerimi
geçmişten kalan tek bir gerçek saklıyorum
zamanı geldiğinde onu da alıp gideceğim için
ve o zamana dek,
bazen zihnimde bazen işte böyle sol yanımda bir sızı olacaksın
alışacağım.

04/15/ntly/0403
ve bir gidişi asla tek başına yapmaz insan.
Biri iter, biri gider...






from nowhere...



Unutamayacağım bir konuşmaydı bu, şimdi anılarda kalan. Tuttuğum defterime not almışım. Bir daha hiç görmeyeceğim bir yabancıyla bir gece vakti aramızda geçen bu konuşma...Türkçe'leştirince aynı duygu yoğunluğunu verememiş olabilirim...fakat derdim zaten anlayana...

(- Ben + Yabancı)

- Verdiğin sözleri tutabiliyor musun ?

+ Bazen

- Söylediğin yalanlara kendin de inanıyor musun?

+ Bu tarif etmesi zor bir durum...inanmak değil de...umursamamak gibi.

- Seni gerçekten tanıyan biri var mı ?

+ Sanırım yok. Ben dahi kendimi tanıyamıyorum zaman zaman.

- Kendini yalnız hissediyor musun ?

+ Hep

- Değiştirmek için bir çaba ?

+ Denedim safi yorgunluk...

- Hayallerin var mı?

+ Var

- Gerçek olma yüzdeleri ?

+ Hesaplamadım

- Nerede olmak istersin ?

+ Bilmiyorum ama burada değil.

- Geldiğin yere mi gideceksin ?

+ ...

- ?

+ Am coming from nowhere...

+ Peki seni buraya kim gönderdi?

- Sanırım bunun cevabını ikimizde biliyoruz.




2008/march/durban

Yalnızlıkta evrenseldir tıpkı müzik gibi. 
Din'i, dil'i, ırk'ı yoktur. 
Yalnızsan yalnızsındır işte hepsi bu. 
Ve bazen hiç tanımadığın birine, kısacık bir zaman diliminde anlatırsın ilk defa yüzleştiğin kendini. 
O kendin oracıkta kalır ve yoluna devam edersin...