1 Kasım 2015
Hiç
20 Temmuz 2015
Yeni Sayfa...
Yakın arkadaşımı SAW havaalanından karşıladık eve dönüş yolundaydık, Ümraniye sapağından 200m kadar önce yolda bir araba kalabalığı olduğunu gördük ve durma derecesinde yavaşladık. En sol şeritte, sanıyorum bizden sadece birkaç dakika öne zincirleme bir kaza olmuş, yaralılarda henüz olayın şokunu atamamışlardı. Arkadaşıma iyice sağa yanaşmasını, 4 lüleri yakmasını söyledim ve o ses!!! büyük bir patlama ile bizimle aynı paralelde ilerleyen mercedes marka arabanın dönmeye başladığını, ona çarpan porche marka arabanın ters dönerek dibimize kadar geldiğini gördüm.
Arkadaşlarım çığlık atmaya başladı ki porche un hemen ardından yine porche kadar hızla gelen range rover marka araba mercedes ve porche un arasından geçmeyi denedi, porche a ve mercedese çarparak bariyerlere vurdu ve en sağ şeritte durdu. Range rover ın çarpmasıyla porche un ön sol tekerleği fırladı, arabamızın üzerinden teğet geçerek yola düştü.
Biz ise zaten durma derecesinde yavaşladığımız ve en sağ şeritte olduğumuz için porche son çarpmayla sadece bize dokundu. Ardımızdan gelenlerin de sakince durduğunu görünce arabadan indik, Hiçbirimizde bir şey yoktu. Fakat porche un sürücüsü (ismi Arifmiş) 20 li yaşlarında bir delikanlı, arabadan şokla inerek önüme yığıldı. Tam bir can pazarı oldu.
Sol şeritte zaten bir kaza henüz olmuştu ve ağır yaralılar vardı ki frene dahi basmayan porche un yol açtığı kazayı yaşıyorduk. Arifin başının altına arabanın bagajındaki çantamdan bir eşofman altı buldum, rulo yaparak boynunu sabitledim. Yanına eğildim konuşmaya başladım, bu sırada nabzını ölçüyordum. Kazanın şoku vardı üzerinde, kalp ritmi oldukça yüksekti ve duyuyor konuşamıyordu. Sol gözü sanıyorum patlayan airbag çarpmasıyla arabanın içindeki başka bir yere vurduğundan ufak bir sıyrık almıştı kanıyordu.
Range rover daki arkadaşları geldiler koşarak ağlıyorlardı. Sakinleşmeleri uzun zaman aldı. Tem tamamıyla kapanmıştı. Her yer araba parçaları kan ve çığlık sesleriyle doluydu. Nice sonra ambulanslar geldi. Toplamda (benim fark edebildiğim) bizim ile birlikte 7 araba vardı. 3ü sol şeritte çarpışmış, 4 ü porche un sebep verdiği bizim de dahil olduğumuz kaza olan 4 arabadan oluşuyordu.
Ambulanslar yaralıları alıp gittiler, Ardından çekiciler geldi. Yürüyecek halde dahi olmayan arabaları aldılar. Sağ bariyere dayanmış olan arabamızı geri aldık ve şaşkınlık içindeydik. Sol şerittekileri saymazsak, bizim tarafımızda olan kazadaki en kağıt araba bizimki iken, ne bizlere ne de arabaya bir şey olmamıştı...
O an durup birbirimize baktık...
Polis memurunun yanına gittim, başka bir memur ehliyet ve ruhsatı almıştı işlemler için. Arabamızda hiçbir şey olmadığını bizlerin de iyi olduğunu, mümkünse gitmek istediğimizi belirttim. Ağır yaralı kaza olduğu için, arabaları otoparka alıp, alkol testi yapıp ifadelerimizi alacaklarını söyledi memur. Ben de sol şeritte olan kazayı görmediğimizi, bizim kazamızda ağır yaralı olmadığını yineledim. Ehliyet ve ruhsatı aldık, arabaya bindik ve eve geldik.
Şimdi olayın analizini yaptığımda, normal şartlarda bu arabaların içinde bu süratle yaşanılan bu kazada, sadece biz zarar görebilecekken(ölebilecekken), burnumuz dahi kanamadan, tırnağımız dahi kırılmadan evimize kavuştuk.
Bu gece bizi koruyan, sakınan ve kollayan enerjiye bütün kalbimle teşekkür ve minnet ediyorum...
Bir defa daha hayatın an'dan ibaret olduğunu, her ne olursa olsun an'da yaşamamız gerektiğini ve ölüm denen olgunun her an gelebileceğini deneyimledik. Kaza kuvvetle muhtemel bu sabah yayınlanacak gazete haberlerinde ve haber bültenlerinde olacaktır. Tam bir can pazarıydı...
Evet...bu gece ben ve yakın iki kız arkadaşıma, kardeşlerime yeni bir sayfa açıldı.
Şimdiden sonra daha kısa ve öz cümleler kuracağımıza adımdan emin olduğum kadar eminim.
Lütfen, süratli araba kullanmayın, gitmek istediğiniz yere geç gitmeniz, sizden önce ölüm haberinizin gitmesinden iyidir.
Tanrı'm...teşekkürler...
04:22/stnbl/tşhr
22 Haziran 2015
Unutmak, müzik dinlemek, gülümsemek.
26 Mayıs 2015
Insan sevdiğini istiyor yanında
İnsan hayatın değişken yüzüne katlanabilmek için sevmeyi ve sevilmeyi istiyor umut ediyor.
Her bitiş yeni bir başlangıç getiriyor, bu hayat oyununun ilk ve değişmez kuralı.
Bir sevdiğin, sırdaşın, bir dostun, bir arkadaşın yok ise mutlu anlarını etrafındaki herhangi bir insan ile paylaşabiliyor iken, mutsuzluğunu içine gizlemekten başka çaren kalmıyor.
Yoğun iş hayatı içinde ayakta kalmaya çabalayan bir kadın olarak, gözden kaçırdığım önemli ayrıntılar olmuştu ve hatta ayrıntı diye adlandırdığım şeylerin neredeyse tamamı hayatımı şekillendiren ve mutluluğa açabileceğim bir kapıymış aslında diyebiliyorum şimdilerde.
Kim var kusursuz olan? benim tanıdığım kimse yok ki kusursuz olsun. Zamanla alıştım insanları oldukları gibi kabullenmeye lakin bu da yeterli gelmedi. En zoru da nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde, kendimi aslında hiç olmadığım bir insan olarak yansıtmamdı.
Hani masalların girizgahlarında nenelerimiz dedelerimiz, ''bir varmış bir yokmuş'' derlerdi, bana hayatın ne olduğunu soranlar olduğunda vereceğim cevaptır bu cümle.
Hayat: bir varmış, bir yokmuş...
İnsan sevdiğini istiyor yanında, sarılınca unutmak tüm pisliğini kötü zamanların, bir öpücüğü ile yenilenmek ve çok derin bir nefes almış kadar dinç olmak. Sabah gözlerini ilk açtığında sevdiğinin gözlerini görmek istiyor insan, uykudan terlemiş göğsüne koyup kafasını, tüm kainatı dinlemek istiyor kalp atışlarından. Üzerinde kokusu tüten kahveyi gözlerinin derinliğinde kaybolarak yudumlamak istiyor. Başını alıp omzuna, bir film açıp sonra, öylece zamanı dondurmak istiyor insan. Gizliden gizliden her ağlamasında, sırtından sarılan bir sine, yüreğinden saran iki kol, boynunu koklayan öpen bir dudak olsun istiyor insan.
İnsan sevdiğini istiyor yanında, mutlu olmak ve mutsuzluğu bozmak adına...ve gelmiyor.
dip not: Farzet ki, yazdıklarımı anlayabildin.. Ya anlayamadıkların? Ya yazıp da sildiklerim? Ya yazamadıklarım?
Rumi
29 Nisan 2015
Hayal hayatlar...(o gün bu gün)
11 Nisan 2015
to love...
Diktelerle bezemeyin sevginin etrafını.
Özgür bırakın.
Bırakın ki, bazen bir bakışla gelip işlesin iliklerinize.
Bırakın ki bazen bir dokunuştan fırlasın havai fişekler gibi.
Ürkütmeyin.
Korkutmayın.
İncitmeyin.
Kendi sevdiğiniz şekile sokmaya çalışmayın.
Sevmelerin şekli yoktur.
İhtiyacı olanı bulur ve onun olur.
Onun şekline bürünür.
Sevdiğiniz zaman sevgi ''siz'' olursunuz.
Bazen gözyaşı olur göze.
Göz mü daha çok sever yoksa gözyaşı mı düşünürüm.
Göz damladan olmamak için kırpmaz kirpiklerini, damla düşmemek için olabildiğince yuvarlar şeklini...
Hep bir bütünmüş, hiç kopmayacak gibi yaşayın sevmeleri.
Sevme eylemini zorlaştırmayın.
Alışmış olduğunuz süslü kelimelerde, özlü sözlerde değil kendisi.
Seviyorsanız, sevdiğiniz insanın gözlerine bakın.
Çünkü ancak o zaman, nasıl sevdiğinizi ve sevildiğinizi görüp hissedebilirsiniz.
3 Nisan 2015
Zamanı gelince...
Sildim...
seni mi?
tabiki hayır
az önce sana dair hissettiklerimle yazdıklarımı
Acımadan ve çok düşünmeden
Zihnim?
tabiki hala zihnimdeler
Birazdan uyuyacağım beden yorgun ruh zaten artık dinlenmiyor
uyuduğum zaman zihnimden uçup gideceksin
Komik değil mi...
Sol yanımdan nasıl sileceğim?
hiç bir fikrim yok
evet bir çok şey hakkında fikrim var ama bunu bilmiyorum
Hayat şakalarla dolu
ve şansım bu ya, zihnim senden arınmış iken, senle dolu şakalar yapıyor bana
Tam alıştım diyorum...
sol yanım sızlıyor....
Kuşları duyuyorum, uçtuklarını izliyorum, gökyüzüne bakıyorum...
ağlıyorum...
herhangi bir konsol oyununda var olmuş bir canavarım sanki
oyun her başladığında can bulup elektriği kesilince yokluk olan
ne çok kelime biriktirmişim sana söylemek için
bunu, artık hiçbir zaman söyleyemeyeceğimi fark ettiğimde anladım
Sildim...
seni mi?
tabiki hayır
sen de var olan ben'i sildim
çok yüksek bir tepeden düşmek gibiydi seni sevmek
düşüşün huşusu öyle güzeldi ki
düştüğümde ne kadar canım acıdı daha yeni hissediyorum
Yaralarım elbette var
içimde tutuşmuş ormanlar var
kokusu genzimde tüm yanık yaprakların
gözlerim tavana dikilmiş
kulaklarımda bir melodi
ağlıyorum...
sustuklarım için ağlıyorum
duyup, anladığım halde sustuklarım için...
Sildim...
seni mi?
tabiki hayır
beni anlayan, hisseden tek insan olduğun halde bunu inkar edişini sildim
var oluşuma anlam veren bütün hayallerimi
geçmişten kalan tek bir gerçek saklıyorum
zamanı geldiğinde onu da alıp gideceğim için
ve o zamana dek,
bazen zihnimde bazen işte böyle sol yanımda bir sızı olacaksın
alışacağım.
04/15/ntly/0403
from nowhere...
Unutamayacağım bir konuşmaydı bu, şimdi anılarda kalan. Tuttuğum defterime not almışım. Bir daha hiç görmeyeceğim bir yabancıyla bir gece vakti aramızda geçen bu konuşma...Türkçe'leştirince aynı duygu yoğunluğunu verememiş olabilirim...fakat derdim zaten anlayana...
(- Ben + Yabancı)
- Verdiğin sözleri tutabiliyor musun ?
+ Bazen
- Söylediğin yalanlara kendin de inanıyor musun?
+ Bu tarif etmesi zor bir durum...inanmak değil de...umursamamak gibi.
- Seni gerçekten tanıyan biri var mı ?
+ Sanırım yok. Ben dahi kendimi tanıyamıyorum zaman zaman.
- Kendini yalnız hissediyor musun ?
+ Hep
- Değiştirmek için bir çaba ?
+ Denedim safi yorgunluk...
- Hayallerin var mı?
+ Var
- Gerçek olma yüzdeleri ?
+ Hesaplamadım
- Nerede olmak istersin ?
+ Bilmiyorum ama burada değil.
- Geldiğin yere mi gideceksin ?
+ ...
- ?
+ Am coming from nowhere...
+ Peki seni buraya kim gönderdi?
- Sanırım bunun cevabını ikimizde biliyoruz.
2008/march/durban
7 Mart 2015
Anneciğimin elleri dert görmesin.
12 Ocak 2015
İsimsiz...
7 Ocak 2015
Bir Kadını Tanımak
Bir Kadını Tanımak
Bütün gel-gitleri, kaprisleri, küçük şımarıklıkları, korkuları, hercailikleri, hayal kırıklıkları, aşkları, terk edişleri, başarıları, başarısızlıkları, kurnazlıkları, saflıkları, çocuk ağızları, şirinlikleri, iticilikleri, küçük yalanları, ısrarcılıkları, vaz geçişleri ve kocaman yürekleriyle kendi olmaya çalışan biz kadınları tanımak kolay mı acaba?
Bir kadını sevmekle başlar herşey; ama bir kadını tanımakla varılır hayatın sırrına, tadına. Bir kadını tanımak istediğinizde zor ama keyifli bir yolculuğa çıkarsınız.
Onlar, dört mevsimi bir yürekte buluşturur. Bu yüzden sizi sürekli şaşırtırlar. Sürprizlerinin ardı arkası kesilmez.
Kadınları anlamak için, belkide bazen onlara benzemeye çalışmak, onlar gibi düşünmeyi denemek gerekir.
Kendi zekasını hatırlatanları, değer verenleri sever, sevgisini göstermekten ürkmeyenleri bir de.
Muson yağmurları gibi yağarken, aniden Sahra'da çöl fırtınası koparıp, ardından da güneş olup ısıtabilirler.
Sevgi arsızıdır kadın. Verdiğinden daha fazlasını isteme bencilliğini gösterecek kadar sevgi arsızı.
Onun şımaracağından korkanlar, sevgiyi birlikte çoğaltabileceklerini bilmeyenlerdir. Çünkü bir kadını tanımakla kanat çırpılır özgürlüğün bütün maviliklerine. ( hatta rahmetli caz üstadı Miles Davis, Kind of Blue koymuştur bunun adını)
Kadın, hem yaman bir aşk avcısı, hem de engebeli yollarda koşan aşk yorgunudur.
Bir kadını tanımakla çıkılır keyifli serüvenlere. Hayatla dalga geçmesini bilir çünkü kadın.
Tutkuların gücüne onunla tanık olunur.
Göze alandır kadın. Çekip gitmeyi, sahip olduklarından vaz geçmeyi, karşılık beklemeyi bilendir.
Mücadele eder, kızar, bağırır ama hep seven bir kadını tanımakla başlar herşey. Bir kadını tanımakla bitmez kadınlar.
Çünkü hepimiz ayrı birer dünyayızdır.
Beni bana sorarsanız eğer, tanıdıysam Arap olayım...ama artık anlıyorum diyebilirim.
7/1/15/ntly














