Hayata dair ne varsa aslında hepsinin ne denli hiçlik dolu olduğunu gördüm.
Zihnimizde yarattığımız her sanrı, kendi gerçeğimiz olarak çıkar karşımıza ve biz her defasında sanki bütün bu olacakları bilmiyormuşcasına şaşırırız, içerleriz ve üzülürüz.
Hiç bir güzzeliğin olmasın ki bir bitişi. Güzel olanın, nihayetinde de güzel kalabilmesi aslında olması gereken. Fakat bizler, öylesine hunharca, öylesine düşüncesizce ve öylesine bencilce yaşayıp tüketiyoruz ki, güzel olanlardan geriye sadece "bitiş" kalıyor.
Üzülmeye dahi mecali kalmıyor insanın. Bu sadece bir aşk acısı değilki, yaşandı bitti diyerek, basit kelimelerle anlatabileyim. Bu, o eli tuttuğumda ayaklarımın yerden kesilmesine izin vermiş olmamın da bedeli aynı zamanda. Kendime kızgınım biraz, çünkü haksızlık ettim uzunca. Herşeyden evvel kendim vermedim hak ettiğim değeri kendime.
Fark ettim ki, insan en çok haksızlığı kendine edebiliyor. İçimde gizli kalmış olan sevgiyi hak eden onlarca el varken, yanlış olanı seçmek...
İnsan kendi seçimleriyle yaşar.
Unutulmak nedir? Zamanla adımızın hatırlanmaması? Telefon rehberinden silinmek? Yoksa karşılaştığında, ifadesiz bir yüzdeki gözlere bakakalmak mı?
Hiçbiridir aslında.
Unutulmak yoktur.
Az hatırlanmak vardır.
Şimdi farz ediyorum ki, elin sahibi bedenini terk edip gitti bu dünyadan.
Şimdi farz ediyorum ki, elin sahibi zaten hiç olmamıştı hayatımın odağında.
Şimdi farz ediyorum ki, elin sahibini sevmek en çok bana yakışırdı.
Şimdi farz ediyorum ki, ben zaten yokum.
Çünk ben zaten her gördüğüm rüyada tekrar tekrar ölüyorum.
12.may.2014
Stnbl

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder