12 Ocak 2015

İsimsiz...

Günaydın gecenin sessizliği, günaydın havlamaktan sesi kısılan köpek, günaydın derinden derinden gelen saatin tiktakı ve günaydın esneyen çenem.
Uyumadım henüz, gecenin aydınlanmasını bekler gibi fakat biraz da bu bekleyişi çaktırmaz gibi okuduğum kitaplardaki kahramanların simalarını düşünüyorum...
Bir ben değilmişim üzgün olan. Ne hikayeler, ne hayali gizemler yaşamış diğerleri de. Dünyada var olmuş her kelimeyi manalarıyla bilebilmiş olsaydım da, ifade edemeyeceğim çok duygu  var kalbimde. Evet, benim de bir kalbim var. İnsan, kalbinin önemini ancak kendinden bir başkası için de atmaya başladığında farkına varıyormuş. Ne tuhaf...acı hissedilmek istiyormuş, yeni yeni anlıyorum. 
Başkaları için beslenen hislerden kendine pay çıkarmamalı insan. Bu sadece acıyı besliyormuş.
Öyle süratli düşünebiliyormuş ki insan, yazacak yerde donup kalıyormuş.
Bu gün yeni bir bedenlenmiş ile tanışsam ve adımı sorsa, cevap vermeyebilirim. Hiç duyulmadık, hiç bilinmeyen ve hiç rastlanmamış bir isim bulsam, onu söylesem. 
"Adımı en güzel o söylerdi. Ya da ben sesini severdim, harfler birleşip adımı çağırırdı."desem, kırılmasa bana, anlasa acımı, tanışmaktan vaz geçse hatta.
Gecedeki bu sessizlik beni düşüncelere boğuyor. Gayet anlıyorum, ve biliyorum hiçbir kelamında beni hissetmediğini, aklının ucuna zerre getirmediğini. Bunca zaman, kendime pay çıkardım. Besledim de ruhumu bundan belki. Şimdi yerini tarif edilemez bir ızdıraba bırakıyor. Kabulleniş deniyor buna.
Havlamaktan sesi kısılan köpek...uykuya daldığın o ağaç dibinden seni kalkmaya zorlayan, ve havlamana sebep hissiyat ne ise, işte tam da o, benim kalbimdeki acının ifadesidir.
Hele ki şu saat...tiktak ları katil gibi. "Bak geçiyorum işte oh olsun" der gibi sanki zaman. 
Geç be zaman, geç. Ben geçme demedim ki, demem ki. Sadece dilerim ki hep, güzel geç geçeceksen.
Bu olmayan karşılığını, yaşanamamış sevdamın, bir azizenin sadeliğinde kabul ediyorum. Kimsenin dokunamayacağı yerlerim var. Bir koku gizledim. Bitmesin, gitmesin diye derinden çekmediğim. 
Kabulümdür artık, o, ben değilim. Ben güz kadınıyım. Hep yalnız yürüdüm, bastıkça katırdayan karlarda. Sağ elimi sol elimle ısıttım. Yanağımı yasladığım, otobüsün camı ve yastığımdı. Sırtımı en fazla bir ağaca, bir duvara dayadım. 
Soğuk iliklerime işlemiş benim. Zannediyorum ki, kar yağdığında örtecek soğuğumu. Derinde kalanlar filizlenecek...
Belki bir gün, beni de, seni sevdiğim kadar seven biri olacak. Dilerim, onu isimsiz karşılamam. Ve dilerim, bana duyacağı sevgisini, kaleme dökülmüş yazılardan algılamam.
Olacaksa öyle biri, ne ben korkayım sevdiğimi söylemekten, söylediğimde kaybetmekten, ne de o seviyorken başkasını, seviyormuş gibi yapsın bana.
Artık bir ismim yok. Aslında artık bir önemi de yok. Neden seni sevdi bu kalbim? Hisettiğim acının tarifi sen misin? Merhem sürsem kabuk bağlar mı? Ya da hap yutsam hafifler mi? İç deme...içince geçiyor mu? Sen de geçti mi? Unutabildin mi? 
İçince geçmiyor. Hafifliyor. Anestezi gibi...
Sen güneştin ısıtan aydınlatan. Ben sana her dokunduğumda eriyordum. Kar tanesiydim ben. Yağacaktım, tüm üzüntünü, acılarını örtecektim. Sana her değdiğimde nasıl eridiğimi anlatacaktım.
Olmadı...
Ve anladım ki, bunu yapabilseydim de değişen hiçbir şey olmayacaktı. Sen beni ısıtan güneş iken, onun yokluğuydu seni yeni güne uyandıran.
Ben ki alışık değilken ısınmaya, neme gerekti ki aşka değip değip erimelerim...
Yağsın dedim, yalvardım. Yağdığında hemen kaçtım. Yorgundum karda tek yürümekten.
Ben de buz olup donmayı seçtim.
Şimdilerde isimsizim, var da yok kimsem, sen gibi seslenenim.
Bahar gelecek ve ben yine şarkılar söyleyip, nemleneceğim.

11/1/15/ntly/5.42




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder